MİLLİ Savunma Bakanı Yaşar Güler, "Böylesine kritik bir dönemde Avrupalı müttefikler daha fazla sorumluluk üstlenmelidir. Ancak bu yalnızca daha yüksek bütçe rakamları açıklamakla gerçekleştirilemez. Savunma harcamaları; hazır birliklere, eğitimli personele, mühimmata, dayanıklı lojistik sistemlere, bütünleşik komuta yapılarına ve muharebe edebilir kuvvetlere dönüşmelidir" dedi.Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Ankara Palas'ta İletişim Başkanlığı, Münih Güvenlik Konferansı ve SETA Vakfı iş birliğinde düzenlenen 'Müttefikler Ankara'da' programına katıldı. Bakan Güler, NATO'nun kuruluşundan bu yana askeri ittifaktan daha fazlası olduğunu belirterek, "Kolektif savunmanın, siyasi dayanışmanın ve transatlantik bağın kurumsal ifadesini teşkil etmiştir. Tarih boyunca ittifaklar ya kısa ömürlü olmuş ya da değişen koşullara uyum sağlayamamaları nedeniyle işlevsiz hale gelmiştir. NATO ise temel amacını gözden kaçırmadan kendisini yenileyebildiği için varlığını sürdürmüştür. Genel hatlarıyla NATO'nun evrimi 3 aşamada ele alınabilir. Birinci aşama, 'NATO 1.0' olarak adlandırılan, İkinci Dünya Savaşı'nı müteakip, Soğuk Savaş dönemini kapsayan ve gerçekçi tehdit değerlendirilmesinin yapılarak ittifakın misyonunu sürdürdüğü dönemdir. Bu kapsamda, hazır kuvvetler, muharebe hizmet desteği kapasitesi ve güvenilir yük paylaşımı ile birlikte çalışabilirliği inşa ederek ortak güvenliği sağlamıştır. Bu dönemde ittifakın temel önceliği, kolektif savunma çerçevesinde güçlü ve caydırıcı bir askeri yapı tesis etmek olmuştur. Ancak Soğuk Savaş sonrasında küresel sistemde yaşanan köklü değişim ile birlikte birçok Avrupalı müttefik savunma harcamalarını, kuvvetlerini, stoklarını ve sanayi kapasitesini azaltmıştır. 'NATO 2.0' olarak tanımlanan bu dönemin odak noktası terörizm ve Balkanlar'daki savaşlar nedeniyle kriz yönetimi ve alan dışı harekatlar olmuştur. 2014 yılından bu yana konvansiyonel savaş kademeli olarak NATO sınırlarına ulaşmış, yeni büyük güç rekabeti ve eş zamanlı bölgesel krizler bizi yeni bir aşamaya, yani 'NATO 3.0' dönemine taşımıştır" ifadelerini kullandı.'TÜRKİYE'NİN TECRÜBESİ SON DERECE DEĞERLİDİR'Güler, NATO'nun önündeki temel sınamanın, krizleri yönetme ve her yönden gelen tehditlere karşılık verme kabiliyetini koruyarak güvenilir kolektif savunmayı yeniden tesis etmek olduğunu belirti. Bakan Güler, "Bu durum; Avrupa'nın konvansiyonel savunmada daha fazla sorumluluk üstlendiği, ancak Transatlantik bağın ve ABD'nin genişletilmiş caydırıcılığının vazgeçilmezliğini koruduğu, daha güçlü, daha gerçekçi ve daha dengeli bir ittifakı gerekli kılmaktadır. Bu dönüşüm, olağanüstü karmaşık bir güvenlik ortamında gerçekleşmektedir. Ukrayna'daki savaş avro-Atlantik güvenliğini şekillendirmeye devam ederken, İran, İsrail ve ABD'yi kapsayan son çatışma, bölgesel krizlerin nasıl küresel sonuçlar doğurabildiğini göstermiştir. Füze ve insansız hava aracı saldırıları, deniz ulaşımındaki kesintiler, enerji arzının sekteye uğraması ve tedarik zincirleri üzerindeki baskı, tehditlerin birbiriyle ne kadar derinden bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle NATO; doğu ve güney kanatları ile Avrupa-Atlantik alanının ötesindeki sınamaları kapsayan kapsamlı bir 360 derece bakış açısını muhafaza etmelidir" dedi.Avrupalı müttefiklerin sorumluluklarına değinen Güler, "Böylesine kritik bir dönemde Avrupalı müttefikler daha fazla sorumluluk üstlenmelidir. Ancak bu, yalnızca daha yüksek bütçe rakamları açıklamakla gerçekleştirilemez. Savunma harcamaları; hazır birliklere, eğitimli personele, mühimmata, dayanıklı lojistik sistemlere, bütünleşik komuta yapılarına ve muharebe edebilir kuvvetlere dönüşmelidir. Külfet paylaşımı ayrıca operasyonel riski, coğrafi konumu, hazırlık seviyesini, görev katkılarını, sanayi kapasitesini ve kriz anında görev icra edebilme kabiliyetini de dikkate almalıdır. Zira ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığına ilişkin düzenlemeleri, ittifak içindeki sorumlulukların yeniden dengelenmesi ihtiyacını daha da belirgin hale getirmektedir. Bu bakımdan Türkiye'nin tecrübesi son derece değerlidir. Avrupa'nın büyük bölümü Soğuk Savaş sonrasında silahlı kuvvetlerini küçültürken Türkiye aynı yolu izlememiştir. Türkiye, büyük, profesyonel ve faal bir kuvvet yapısını muhafaza etmiş; hazırlık seviyesini artırmış, savunma sanayisine yatırım yapmış ve zorlu ortamlarda harekat icra etme kabiliyetini korumuştur. Bu geniş imkan ve kabiliyetler ile sahip olunan devamlılık, bugün hem Türkiye hem de ittifak için stratejik bir avantaja dönüşmüştür. Bazı müttefikler birliklerini yeniden teşkil etmeye, personel temin etmeye ve stoklarını yenilemeye çalışırken Türkiye mevcut yapıları ve operasyonel bilgi birikimi sayesinde derhal katkı sağlayabilmektedir. Bu nedenle Türkiye; konuşlandırılabilir kuvvetleri, tecrübeli komutanları, yerleşmiş eğitim kültürü ve sağlam askeri temeliyle NATO 3.0 sürecinde güçlü bir konuma sahiptir. Bu durum Türkiye'nin, hazırlık açıklarının kapatılmasına katkı sağlamasına, farklı kanatlarda caydırıcılığı güçlendirmesine ve krizlere süratle karşılık vermesine imkan tanımaktadır" diye konuştu.'TÜRKİYE, NATO'NUN İKİNCİ BÜYÜK ORDUSUNA SAHİPTİR'Türkiye'nin 1952 yılında NATO'ya katılmasından bu yana yalnızca ittifakın coğrafi ön hattında yer alan bir ülke olmadığını ifade eden Güler, "Türkiye risk üstlenen, sorumluluk alan, krizlerde sahada yer alan ve gerektiğinde caydırıcılığın fiili yükünü taşıyan bir duruş sergilemiştir. Türkiye; yüksek eğitim standartları, operasyonel tecrübesi ve güçlü müşterek harekat kapasitesiyle NATO'nun ikinci büyük ordusuna ve en yetenekli kuvvetlerinden birine sahiptir. Yüksek hazırlık seviyesindeki komando birliklerimiz, geniş bir coğrafyada süratle konuşlanma ve krizlere etkili şekilde müdahale etme imkanı sağlayan önemli stratejik güç çarpanlarıdır. Türkiye olarak Kosova'dan Akdeniz'e, Baltık bölgesinden Karadeniz'e kadar, NATO görevlerine, harekatlarına ve tatbikatlarına önemli katkılar sağlamaktayız. Bu kapsamda hava polisliği, deniz güvenliği, kriz yönetimi ve eğitim alanlarında sorumluluk üstleniyoruz. Yakın dönemde icra edilen kapsamlı NATO tatbikatları, Türkiye'nin yalnızca yakın çevresinde değil, tüm Avrupa-Atlantik alanında güvenliği sağlayıcı kapasitesini bir kez daha göstermiştir. Türkiye'nin Afrika, Orta Doğu ve Asya'daki saha tecrübesi de boş bırakılan alanların rakip aktörler tarafından hızla doldurulduğu bir dönemde stratejik bir değerdir. Mevcut dönemde NATO'nun önündeki temel soru şudur; NATO, siyasi taahhütlerini ne ölçüde ve ne kadar hızlı somut askeri kabiliyetlere dönüştürebilecektir? Savunma harcamalarının artırılması önemlidir. Ancak yapılan harcamalar, tek başına caydırıcılık üretmez. Caydırıcılık; eğitimli personel, hazır kuvvetler, mühimmat, güçlü lojistik, bütünleşik hava ve füze savunması, etkili komuta ve kontrol, siber dayanıklılık, sanayi kapasitesi ve siyasi kararlılık gerektirir. Bu nedenle Ankara Zirvesi'nin temel mesajlarından biri, taahhütlerin uygulamaya dönüştürülmesi olmalıdır" açıklamasını yaptı.'MÜTTEFİKLİK RUHU DAYANIŞMA VE ORTAK VİZYONLA GÜÇLENMEKTEDİR'Güler, NATO'nun geleceğinin yalnızca bütçe oranlarıyla değil, bu bütçelerin hangi kabiliyetleri ne kadar sürede üretebildiğiyle belirleneceğini ifade ederek, "Türkiye bu alanda da önemli kabiliyetlere sahiptir. NATO yetenek hedeflerini ve milli ihtiyaçlarımızı karşılamak amacıyla önümüzdeki 3 yıl içinde hava ve balistik füze savunması, uzun menzilli ateş sistemleri ve insansız sistemlerin tedarikine öncelik veriyoruz. Savunma sanayimiz; insansız sistemler, hava savunma sistemleri, elektronik harp, mühimmat, deniz platformları, havacılık ile komuta ve kontrol teknolojilerinde ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Bugün, ihracat projeleri de dahil olmak üzere Türkiye'de 50 askeri geminin inşası sürmektedir. İnsansız ve yeni nesil hava platformlarımız da modern harbin şekillenmesine katkı sağlamaktadır. Bunlar yalnızca milli imkan ve kabiliyetler değildir. Doğru şekilde bütünleştirildiklerinde NATO'nun kabiliyet ve üretim açıklarının kapatılmasına katkı sağlayabileceklerdir. Türkiye savunma sanayi alanında rekabet yerine tamamlayıcılığı, dışlama yerine ortak üretimi ve kısıtlamalar yerine güvene dayalı iş birliğini savunmaktadır. Müttefiklik ruhu kısıtlamalarla değil, dayanışma ve ortak vizyonla güçlenmektedir" diye konuştu.'TÜRKİYE'NİN DIŞLANMASI AVRUPA'YI DAHA GÜVENLİ YAPMAYACAK'Diğer kritik meselenin, Avrupa güvenliğinin gelecekte nasıl yapılandırılacağı olduğunu söyleyen Güler, "Avrupa'nın savunmaya daha güçlü katkı sağlamasını memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak bu katkı NATO'yla rekabet etmemeli, NATO'yu güçlendirmelidir. Daha güçlü bir Avrupa sütunu, Transatlantik bağı güçlendirirken NATO, Avrupa'nın kolektif savunmasının temeli olan tek güvenlik sağlayıcı rolünü korumalıdır. Avrupa güvenlik girişimleri, ilgili kabiliyetlere sahip AB üyesi olmayan tüm NATO müttefiklerine açık olmalıdır. Askeri kapasitesi, gelişmiş savunma sanayi, operasyonel tecrübesi ve jeostratejik konumuyla uluslararası güvenlik mimarisinin başat üyelerinden biri olan Türkiye'nin dışlanması Avrupa'yı daha güvenli hale getirmeyecektir. Beklentimiz açıktır: NATO-AB iş birliği kapsayıcı, bütünleştirici ve karşılıklı olarak güçlendirici olmalıdır. Daha güçlü, daha gerçekçi ve daha dengeli bir NATO için tüm müttefiklerin eşit katılımı ve her müttefikin kabiliyetlerinden tam olarak yararlanılması gerekmektedir" ifadelerini kullandı.'ANKARA ZİRVESİ, YALNIZCA DİPLOMATİK BİR TOPLANTI DEĞİLDİR'Bakan Güler, bugün başlayan Ankara zirvesinin yalnızca diplomatik bir toplantı olmadığına vurgu yaparak, "Zirve; NATO'nun birlik ve beraberliğini, savunma yatırımlarını, hedeflerini, savunma sanayi üretimini, Ukrayna'ya desteğini ve caydırıcılığının sürekliliğini ele alacak kritik bir eşiktir. Ankara'dan verilecek mesaj açık olmalıdır. 5'inci maddeye bağlılığımız sarsılmazdır ve siyasi taahhütler güvenilir askeri güçle desteklenecektir. Bu kapsamda müttefikler savunma yatırımlarını, hazır kuvvetlere, dayanıklı altyapıya, sürdürülebilir mühimmat stoklarına ve modern kabiliyetlere dönüştürmelidir. Üretimi artıran, yeniliği destekleyen kapsayıcı bir savunma sanayi ekosistemi oluşturan iş birliği alanları da genişletilmelidir. Bugün ele alınacak yazılım tanımlı kabiliyetler, yapay zeka, bilişsel harp gibi teknolojik içeriklerle birlikte altyapı ve deniz güvenliği konuları ile NATO'nun güney kanadı, Karadeniz, Kafkasya, Körfez ve Hint-Pasifik gibi bölgelerdeki jeopolitik denklem, aynı stratejik gerçekliğin farklı boyutlarıdır. Günümüzde caydırıcılık; yalnızca tanklar, uçaklar ve gemilerle inşa edilemez. Caydırıcılık, aynı zamanda güvenli veri, etkili stratejik iletişim, güvenilir tedarik zincirleri, korunan altyapı ile dayanıklı toplumların varlığı ve hasımlarımızdan daha hızlı görev icra edebilme yeteneğiyle inşa edilebilir. Bu açıdan NATO'nun geleceği yalnızca silahlı kuvvetlerimizin değil; toplumlarımızın, sanayimizin, teknolojimizin ve siyasi birliğimizin gücüne de bağlıdır" dedi.DURAN: ANKARA ZİRVESİ BİR BAŞKA DÖNÜM NOKTASINI TEMSİL ETMEKTEİletişim Başkanı Burhanettin Duran ise "Bugün ve yarın, müttefik liderlerin katılımıyla 36'ncı NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapıyoruz. Bu, 2004'te İstanbul'dan sonra Türk topraklarında düzenlenen ikinci 'NATO Liderler Zirvesi'dir. 22 yıl önce İstanbul, NATO'nun Soğuk Savaş dönemine ait bir savunma ittifakından daha geniş bir güvenlik aktörüne evrilişine işaret etmişti. Uluslararası sistemin dinamikleri ve 2004'te karşı karşıya kaldığımız zorluklar, bugün karşılaştıklarımızdan köklü olarak farklıydı. Müttefikler olarak artık daha karmaşık, parçalanmış ve öngörülemez olan, büyük güç rekabeti, bölgesel çatışmalar, teknolojik dönüşüm, hibrit tehditler ve kurallara dayalı uluslararası düzene yönelik artan baskıların yeniden şekillendirdiği bir güvenlik ortamıyla karşı karşıyayız. Bu değişimler, NATO üyelerinin yeni tehdit algılarını ve yeni kolektif öncelikleri yeniden değerlendirmesini gerektirmektedir. Bu nedenle Ankara zirvesi, NATO'nun tarihsel evriminde bir başka dönüm noktasını temsil etmektedir. Bu, ittifakın kendisine daha zor ve daha acil bir soruyu sorması gereken yerdir. Kolektif savunma, tehditlerin artık tek bir yönden, tek bir biçimde veya tek bir araçla gelmediği bir dünyada aslında neyi gerektirir" ifadelerini kullandı.
Siyaset
Yayınlanma: 07 Temmuz 2026 - 11:06
Güncelleme: 07 Temmuz 2026 - 11:06
Bakan Güler: Avrupalı müttefikler daha fazla sorumluluk üstlenmelidir
Gizem CENGİL-Ali Oğulcan ARSLAN/ANKARA, (DHA)- MİLLİ Savunma Bakanı Yaşar Güler, "Böylesine kritik bir dönemde Avrupalı müttefikler daha fazla sorumluluk üstlenmelidir
Siyaset
07 Temmuz 2026 - 11:06
Güncelleme: 07 Temmuz 2026 - 11:06







